Döngü

Bu sabah annemin “Uyan hadi! Bak kar yağıyor” nidalarıyla açtım gözlerimi. Kar kelimesini duyar duymaz pencereye yöneldim. Nasıl seviyorum siz düşünün 🙂 Aslında sonbahardır en sevdiğim mevsim ama kışın da karını severim. Her kış mutlaka kartopu savaşı yaparız kardeşim ve mahalle takımıyla 😀 Aslında bu yılki kotamızı doldurmuş olsak da karın çokça yağmasını, yerleri doldurmasını ve akşama bir savaş daha gerçekleştirmeyi çok istedim sabah usul usul düşen kar tanelerini görünce. Lakin gelin görün ki kar taneleri yerini güneşe bıraktı ve usulca terk etti buraları. Olsundu. Kısa da olsa eşlik ettiler bana okuldan eve dönüş yolunda. Kimisi çok minnak, kimisi büyüklüğüne rağmen mütevazi bir süzülüşle bıraktılar kendilerini yere. İmkan olsa da her gün bir saatcik izleyebilsek.

Kar demişken…Birkaç mektubumu kar tanelerinin eşliğinde yazmışlığım da vardır benim. Mektup yazmaya ara verip, ellerimi o muazzam taneciklerle buluşturmuşluğum… Yenilenmiş bir ruh haliyle dönmüşlüğüm mektubun başına.

Kar yağdı mı içimi bir çocuk sevinci kaplar benim. Ve gün boyu, bazen de günlerce, içimde bir yerlerde korur kendini. Bir yer bulur kendine… Çünkü bilirim ki ben koruyamam onu içimde. İyisi mi kendi işini kendi görsün de hiç değilse birkaç gün konaklasın içimde bir yerlerde. Ama biz çok iyi anlaşırız sevincimle. O bana güzellikler sunar ben de yoldaş olurum ona. İşte böyle geçiverir bir iki gün…

Sonra… Sonra ne mi olur?
O güzelim çocuksu sevinci güzelliklerle uğurlarım içimden, Hüzün alır yerini. Bana en çok yakışan… Birlikte pek bir uyumlu olduğumuz…Ama alıştırmam onu kendime. Çünkü bilirim ki o da gidecek. Sevincin gelmesi yakınlaştı mı onu da yolcu ederim. Büyük bir heyecanla… Uzun zamandır beni bekleten ve özlemim olan sevincedir bu heyecan. Çocuksu olanına.

Bu bir döngü aslında. Herkesin dönem dönem içine girdiği bir döngü…Kiminin döngüsü hızlı kimininki usul usul ilerler. Kiminin de duruvermiş…
Gayet tabii, bir o kadar da yorucu olan bu döngü hayatın bir parçası. Bir şekilde yolumuz düşer. Öyle ya da böyle çıkıverir karşımıza.

Cânım okur,
Bu döngünün içinde olduğunu unutma. Ve her daim temkinli ol. Sakın ha! Seni enine boyuna hırpalamasına ve de -derler ya fazla sevincin getirisi olan- ağlatmasına izin verme. Bu döngüden galip çıkan sen ol!
Dik dur!
Ve her ne gelirse gelsin karşısında güçlü olmayı bil.
Bil ki gelen her şey Rab’dendir.
O ne verirse bir sebep uğrunadır.
Lütfu da hoştur, kahrı da….

Selam ve dua ile,
Sevgiler…

Sev-mek / Muhabbet




Muhabbet… 
Ne güzel şeydir kıymetini bilene. 
Kıymetlidir sevgi.
Sevmek, güzel duygular beslemek, bir gönülde kendine yer bulmak, gönlüne girilmesine izin vermek…
Kimi zaman bir insana beslenir bu muhabbet, kimi zaman başka bir canlıya, kimi zaman da sana verilen bir nimete. 
Misal ben çok şeye muhabbet besliyorum. 
Pencere önüne konan bir güvercine, yaprak döken bir ağaca, kalbi güzel bir dosta, bazen bir zarfa, başımı kaldırdığımda özenle dizilmiş yıldızlara, gözümden süzülen bir damla yaşa, yaşlılık belirtisi olan buruşuk ellere, bir çocuğun gülüşüne…


Sevilmek ister insan. O muhabbeti iliklerine kadar hissetmek… Yo hayır, sandığınız gibi bir beşer tarafından sevilmek değil bahsettiğim. Hakikat olan sevgi.  Muhabbetin anlamını tam olarak karşılayanı… Allah ve Rasûlünün sevgisi. Zaten beşer sevmeyi beceremez. Bilemez neyi nasıl sevmesi gerektiğini. Ondan değil midir bunca kırık kalbin ortalarda kayıp misali dolaşıyor olması. 


İnsan severken en güzelin rızasını gözetmeli daima. Bilincinde olmalı, yürekten hissetmeli. Öylesine gelişi güzel sevmemeli. Sevdim mi tam sevmeli, sevdiği şeyde O’nu görmeli. Değil midir ki Züleyha’nın sevmesi onlardan biri. Hidayet nasip oldu. Leyla ve Mecnun hakeza…Demek ki neymiş,
Rıza!

Muhabbetin güzelliğine dair ufak bir anlatı bırakıyorum buraya,


Serdar Tuncer abimiz anlatıyor; 
“Çay nasıl demlenir?
Önce çay demleyecek kişi güzel bir abdest alacak. Mutfağın kapısına gelecek, yirmibeş ‘Estağfurullah’ çekecek. İbadetten önce Evliya-ı Kirâm’ın yaptığı gibi. Kalbinden niyet edecek. Niyet ettim Allah rızası için çay demlemeye… ‘Bismillah’ deyip sağ ayakla mutfağa girecek. Suyu doldururken ‘Allahumme Salli Ala Seyyidina Muhammed’ diyecek. Çay atarken ‘Fatıma anamızın eli olsun’ diyecek. Ateşi yakarken ‘şu ateşin suyu kaynattığı gibi kalbimizi de aşkının ateşiyle pişir Ya Rabbi’ diye niyaz edecek. Çayı doldururken iki kişiye ikram edecekse üçüncü bir boş bardak daha koyacak oraya. O da Sevgili için. Belki gelir… Gelmese de muhabbetini gönderir.”
*
*
“Öbür türlü demlersen, adam çay içer. Ama böyle demlersen, muhabbet içer.”



“Muhabbet her gönle tenezzül etmez” diyor sohbetinde Serdar Tuncer ağabey. Acaba diyorum ben bunca sevmelerime rağmen o gönüllerden biri olabilir miyim? Bunu düşünmekten alamıyorum kendimi. Ya ben de muhabbetin tenezzül etmediği gönüllerdensem? Allah muhafaza. 


Mühim mesele muhabbet. Bir o kadar derin, şüphe barındırmayan. Sevelim a dostlar. Karşılık beklemeden, kin ve nefret barındırmadan ve en önemlisi de O’nun rızasını es geçmeden. Sev-mek eylemini güzelleştiren de budur bence. 

Sevmelerimiz Allah’ın rızasıyla, karşılık beklemeksizin, içten -taa derinden- ve güzelliklerle dolu olsun sevgili okur. Sizleri seviyorum. Çoook seviyorum. Allah rızası için seviyorum. Yetmez mi? 🙂

Bir de şiir bırakıyorum, size ve geceye…

“Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, 
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte 

yani yürekte.”


Sevgiler,
Dostça-kalın.

MİM / AKLIMDA DELİ SORULAR

Yine ben!
 Bu sıralar kararlılıkla yazmaya çalışıyorum buraya 🙂
Bu beni çok mutlu ediyor.
Her neyse gelelim yazının en güzel kısmına 🙂
Canım Elif beni mimledi! Bu benim ilk mimlenmem. Bu yüzden acemiliğimi sezebilirsiniz. Lütfen çaktırmayın 😀
Haydi,başlayalım mı?!

1)Almaktan asla vazgeçemeyeceğin bir şey var mı?
Bu sorunun cevabı çoğunuz için – Elif’in de dediği gibi – çikolata olabilir. Lakin ben aynı şeyi söyleyemeyeceğim :/ Benim almaktan vazgeçemediğim ve hep de öyle olacak şey kalem. Kalemleri pek bi severim. Çok fazla.

2)Büyük, kocaman bir acı hissettiniz mi?
Bu büyük, kocaman acının tek müsebbibi serçe parmak mı sizce de? Düşündüm de, kesinlikle büyük, dev kadar bir acısı var bunun.  Yok yok, bundan daha büyük acılar da mevcut ne yazık ki… Lakin iç karartmaya ne hacet! Sadece şunu söyleyebilirim, en büyük acınız serçe parmak acısı olsun.

3)Altın günlerine dair korkunç bir anın var mı?
Altın günlerinden nefret ederim! Nedeni çocuklar değil, gereksizliği 😀 
Çocuklar benim için sıkıntı olmadı hiçbir zaman. Çünküsü pek severim onlarla oynamayı 🙂 Korkunç değil sevimli anılarım var o yüzden 😀

4)Özel bir yeteneğin olsa ne olmasını isterdin?
Sanırım uçmayı isterdim 🙂 Bulutlara dokunmak için isterdim bunu da…Şükrü Erbaş’ın da dediği gibi, Gözlerimle değil dudaklarımla…

5)”Etraf ne der” diye düşünmeden hareket edebilir misin?
“El alem ne der sözü kadar duvarları yüksek bir hapishane var mı?”
Bu sözün kime ait olduğunu bilmiyorum ama tam olarak bize söylenmiş bir söz! Üzülerek söylüyorum ki ben de çoğu zaman bu hapishanenin duvarlarına tosluyorum.
6)Hangi mevsimi seversin?
Kesinlikle sonbahar! Kışın yazı, yazın da kışı özlesem bile zaman zaman, sonbaharı severim ben. En çok onu severim. Yaprakların süzülerek yere düşmesini izlemeyi severim ben. Severim işte, sonbahar neticede…

7)Blog yazmak sana ne kattı?
Çok şey… Parmaklarıma özgürlük, kalbime kanat, keseme güzel anılar…

8)En sevdiğin dizi, film, animasyon ve kitap hangileri?
Diziyi ikiye ayırmak istiyorum. İlki Yunus Emre dizisi. İkincisi de elbette Sherlock 🙂 Bayılarak izledim her ikisini de. 
En sevdiğim/seveceğim filmi henüz izlemedim ne yazık ki. Varsa benim için tavsiyeniz, mutlu olurum benimle paylaşmanıza 🙂
Animasyon kesinlikle Totoro 🙂
Kitap ise Şeker Portakalı. Zeze beni çok etkilemişti. Ahh Zeze…

9)Düşlediğin hayatı yaşayabildin mi?
Elif’e katılıyorum bu konuda. Gönlümüzce kurduğumuz hayaller yetmez mi? Hiç şüphesiz yeter!

10)Gece yarısı uyanıp sevdiğiniz birinin nefesini dinlediniz mi?
Babamın horlama sesi kalp ben 😀 

Benim cevaplarım bunlardı 🙂 Umarım okurken sıkmamışımdır sizleri. Ben çok eğlendim. Davetin için teşekkürler Elifcim 🙂
Başka bir mimde görüşmek üzere.
Dostça-kalın.

KARTPOSTALLAŞMA ETKİNLİĞİ

ETKİNLİĞİME HOŞGELDİNİZ 🙂

Herkese yeniden merhaba 🙂
İlk defa bir etkinlik yapıyor olmanın vermiş olduğu heyecan ve mutlulukla bildiriyorum sizlere… Etkinliğin detaylarına girmeden önce boğuma yeni gelenlere bi hoşgeldiniz demek istiyorum 🙂
Hoşgeldiniz, güzellikler getirdiniz. Umuyorum güzel bağlar kurup minik bir aile olabiliriz burada 🙂 Birbirimizle paylaşabileceğimiz çok şeyimiz var diye düşünüyorum. Sağolasınız vâr olasınız. Her daim…

Eveeet! Şimdi etkinliğin detaylarına gelebiliriz 🙂
Aslında hiç aklımda olan bir şey değildi. Dün fotoğraflarımı kurcalarken ne de güzel anılar biriktirmişim diye geçirdim içimden. Çok şükür.
Daha önce kimseye kart attığınız oldu mu? Yahut bir mektup yazdığınız?
Eğer tattınız ise o duyguyu bilirsiniz nasıl güzel olduğunu. Hele ki gelmesini beklemek… Tarif edilemez bir heyecan ve sabırsızlık. Her bir şeyi güzel yahu! Daha ne diyeyim ki ben.

Her neyse daha sonra fotoğraflardan birini instagramda paylaşmak istedim. (Tam olarak yukardaki fotoğraf ) O sırada aklıma düştü bu güzelim etkinlik. Anılara yenisini eklemek için sıvadım kolları 🙂 Çok kalabalık bir katılım gerçekleşeceğini düşünmüyorum, zira çok fazla kişiye ulaşacak bir kitleye sahip değilim. Ancak sizlerin de bu güzel, nostaljik etkinlikten haberdar etmek istediğiniz çevreniz var ise şayet bloğunuzda yahut diğer sosyal medya hesaplarınızdan bu etkinliği duyurmanız beni çok mutlu edecektir 🙂 Ve tabii onları da 🙂
Ben herkesin bu güzel duyguyu hayatında en az bir kere tatmasını çok isterim ^^
Gerçekten tarif edilemez bir güzelliği ve yıllar sonra anıp hatırlayacağınız bir hatırası oluyor.

Haydi! Başlayalım bir yerlerden ^^

Şimdi, gelelim şartlara;
●Aşağıya katılmak istediğinizi belirten bir yorum bırakın ve eşleştirmeler açıklandıktan sonra partnerinizin size ulaşmasını kolaylaştıracak bir mail ya da aktif sosyal medya hesabınızı da yoruma iliştiriverin.

İşte bu kadarcık!
Umarım hayal ettiğim gibi güzel bir etkinlik gerçekleştirmiş olurum.  Ve umuyorum hepimiz mutlu olabilelim 🙂
Sevgiler ♡

Yaz-mak

Benim minik dünyamın güzel sakinleri,
Sizlerle bir iki kelam etmeye geldim 🙂
Evvela nasılsınız onu deyiverin… Umuyorum haliniz keyfiniz yerindedir. Malum okullara bir ay kadar ara vermiştik. Ve tatil bitti, dünden itibaren maraton başlamış bulunmakta. Tatili dolu dolu geçirmek için öncesinde büssürü planlar yapıp hayaller kurmuştum. Bir çoğunu yapmaya ,gerçekleştirmeye, fırsat buldumsa da yapamadıklarım hâlâ aklımın bir köşesinde. Tatilin bitmişliği onları sadece bir rafa kaldırdı. Ve ben onlara yenilerini ekleyerek gelecek tatilde rafa kaldırmaksızın yapmayı umuyorum.  Üzerimdeki tembelliği ve ağırlığı atmış bir şekilde karşılarsam şayet…
Her neyse gelelim başlıktaki konuya.
Yaz-mak…
Ne ifade ediyor sizin için? Çok merak ediyorum.
Bu konu hakkında birçok kişiyle konuşmak ve ‘yaz-mak’la ilgili düşüncelerini öğrenmeyi çok istiyorum. Zira bu konu benim ilgimi cezbediyor. Ne kadar da güzel bir şey insanın yazabiliyor olması. Uzun ya da kısa, güzel yahut çirkin, okunası ya da değil, öyle ya da böyle…
 Ne fark eder ki. Yazabiliyorsan eğer sadece yaz. Öylesine. Gelişigüzel…
Tıpkı benim burada yaptığım gibi 🙂 Ben bu gücü kendimde bulamıyordum açıkçası. Ta ki bir derginin üniversitemizde gerçekleştirdiği konferansa katılana kadar. Konferansta çok güzel ifadelere yer verildi. Birebir benzeri olmasa da aklımda kalan kadarını aktarmak istiyorum sizlere.
” Yazın! Yazdıklarınızı okuyun, sonra silin yahut yırtıp atın. Sonra tekrar yazın. Aynı döngüyü sürdürün. Ve emin olun ki her yazdığınız yazı bir öncekinden çok daha güzeldi. Ne olursa olsun yazmaktan vazgeçmeyin. Yazmaya ve bu döngüyü sürdürmeye devam edin! “
İşte! Benim güç bulduğum konuşma… O günden sonra karar verdim. Yazmak için, gerçekten yazabiliyor olmak için hergün bir satır dahi olsa bir şeyler karalayacağım. Hergün olmasa da zaten yazıyordum. Lakin yazdıklarımı beğenmeyip devamını getirmiyordum. Tam olarak burada hata yaptığımı anlayınca da parmaklara kuvvet kaleme sarılmaya başladım.
Buraya yazıyorum kimi zaman. Başka zaman sıradan bir kağıda, bir başka zaman bir dosta mektup oluveriyor yazdıklarım, kimi zaman da bir kitabın satırlarına eşlik ediyor.
İşte benim ‘yaz-mak’ lı serüvenim. Öyle ya da böyle yazıyorum dostlar. İçimi gelişigüzel döküveriyorum kağıtlara. Üzerinde naif serçelerin olduğu bir kalem eşliğinde. Bazen de bir fon müziği eşlik ediyor bize. Yazdıklarım fona söz oluveriyor hiç çekinmeden. Bense aralarındaki uyumsuzluğu görmezden gelerek devam ediyorum yazmaya.
Yaa işte,
Yazıyorum, öyle ya da böyle, güzel yahut çirkin, okunası ya da değil…
Sevgili okur,
Sen de başla bir yerlerden. Ve bana da yaz mutlaka…
Sevgiler, benden…

Yeni Kitabım ♡

İslâmın Dirilişi
Herkese merhaba, 
Buraları nadiren yokluyor olsam da çok özledim. Uzun zaman oldu her zamanki gibi ve buraları kafa dağıtmak için kullananlardan oldum sanırım.
 İçinde fırtınalar esen, bir yanı buruk bir yanı ufak mutluluklar barındıran başka bir yanı yorgun, ama her daim umudu içinde barındıran bir halet-i ruhiyeye sahibim. E bu gibi durumlarda da tek sığınağı kitap olur insanın. Kitaplar…
En azından benim için öyleler.
Sizce de bu gibi durumlarda insanın en güzel sığınağı kitaplar olmuyor mu? 
Bu gece de yorulan ruhumu dinlendirmek için kitabıma sarıldım. Kitabı elime almadan önce de bir iki not düşmek istedim buralara. Kitabımdan bahsedeyim sizlere ve ufaktan kaçayım 🙂 
Bugün bir arkadaşımdan hediye gelen bu kitap Yusuf Kaplan hocanın tavsiye etmiş olduğu kitapların da ilki aynı zamanda. Bu listeyi not ettim defterime. Hepsini sırasıyla okumak ve en güzel şekilde istifade etmek istiyorum 🙂 Sonucunda da sayın Kaplan hocanın “Önümüzü açacak bir öncü kuşak için” ifadesinin içerisinde yer almak istiyorum. O kadar güzel hedef ve umutlar aşılıyor ki yazdıkları bir an önce okuyup netice almayı bekliyor insan. Umarım kitapların güzellikleri bizlerde vücut bulur. 
Sizler de bu kitapların listesine ulaşmak isterseniz şuraya linkini bırakıyorum Tık-tık 
Hayırlı ve huzur dolu bir gece diliyorum. Huzuru kitaplarda bulduğunuz bir gece…
Sevgiler 

EN GÜZEL ANILARIM~

    Güzel anılar,güzel dostluklar ve daha nice güzellikler… Biriktirdim. En güzel şekilde. Bazen mutluluk, bazen yorgunluk ve bazen de kırgınlıklar paylaştık. Her biri ince ince işlendi yüreğime. Kimi zaman paylaşmak istemedim kırgınlıklarımı, kırılmasınlar diye sırf. Yorulmasınlar diye yansıtmadım yorgunluğumu. Ve çabuk bıkmasınlar istedim benden ki bundandı tüm bunları saklamam. Belki yanlış belki doğru… Hiçbir yere gitmesinler, hep var olsunlar istiyorum. Neden bu denli bağlandığımı merak edenlere birkaç cümleyle izah etmeye çalışayım. 
     Öyle ki çoğu kere kirlenmiş olarak nitelendirilen şu ” yalan ” dünyada samimiyetlerini ‘ta şuramda’ ( kalbimde, gönlümde, herbir zerremde aslında ) hissettiğim kişiler onlar. Bir an dost, bir an kardeş, bir an abla, bir an sırdaş, bir an yoldaş ( ki keşke refik oldukları gibi birlikte bir tarik’e de çıkabilseydik ) Ve çoğunlukta “hepsini birden” yine ta şuramda hissettiklerim. Güzel insanlar, güzel yürekler… Her birinin yeri çok farklı benim için. Çok kıymetli…
    Kimi dünyaları sığdırıyor mektubuna, kimi yanıma kadar geliyor gönderdikleriyle. 
    Böyle güzel böyle içten bir şey. Nasıl anlatılır bilmem ki…
    Hepsine kocaman sevgilerimi gönderiyorum buradan. Var olsunlar. Hayırla geldiler, hayırlar güzellikler getirdiler. Rabbim muhabbetimizi artırsın inşaAllah.
 Gelelim bu yazın mektuplarına – kartpostallarına 🙂 
                                                        GÖNDERDİKLERİM 

MALEZYA yolcusu;

 GÜNEY KORE yolcuları;

 GEBZE yolcusu;

 İKİNCİ Bİ MALEZYA yolcusu;

 ELAZIĞ yolcuları;

Bu da İSTANBUL yolcusuydu;

GELENLER
ELAZIĞ’dan;
İSTANBUL’dan

Bu da Sevgili Heybemdekihuzur tarafından “Kartpostallaşma etkinliği” çerçevesinde bana gelen kartpostal;

Ve bu da çok kıymetli Deniz ablamdan ( Bize Her Yer Okul ) gelen dünyalar güzeli kart. Aslında bu kart onun vesilesiyle dört güzel kalbin benim için seçip gönderdiği bir kart. Deniz abla umarım alınmazsın böyle yazıyorum diye 🙁 Kısaca şunu söyleyeceğim, aldığım en güzel, en değerli kartpostal ve bayram kartıydı. Üzerindeki notu okurken gözlerimin dolduğunu da itiraf etmeliyim. Zira ne kadar kıymetli olduğunu ifade edecek bir kelime bulamıyorum. 

Benim güzel anılarıma okuyarak ve görerek şahit olduğunuz için teşekkür ederim 🙂 Umarım daha nicelerini burada paylaşmak nasip olur.  Sevgiyle ve huzurla kalın…

Okuduklarım-Okuyacaklarım

Yine ben!
Herkese iyi akşamlar 🙂
Mart ayı içerisinde hangi kitapları okumuşum gelin beraber bakalım ^^
Sadece üç kitap mı 🙁 Aslında üç bile değil. ‘Posta Kutusundaki Mızıka’yı  marta sarktığı için mart ayı içerisinde okuduklarım arasında aldım 🙂 Vize dönemiydi malum. Pek vakit ayıramadım. Sınavlardan vakit bulup da okuyanları da tebrik ederim. Çünküsü ben pek beceremiyorum.
Her neyse gelelim kitaplara;

                                           -Posta Kutusundaki Mızıka/A.Ali URAL

    Bu kitabı Heybemdekihuzur ‘un düzenlemiş olduğu bir etkinlik sonrası eşleşmiş olduğum Esra ablacığım hediye etmişti bana. Ahh canım canım… Daha neler göndermişti neler. Her biri birbirinden güzeldi. Bu yüzden bu kitap da daha bir değerli benim için 🙂 Etkinlik sonrası gelen hediyelerimi de bir ara paylaşmak istiyorum sizlerle 🙂 En yakın zamanda inşaAllah.
    Her neyse, gelelim kitap hakkındaki görüşlerime,
    Bu kitabı okumadıysanız bile muhtemelen adını birçok kez duymuşsunuzdur. Çünkü benim için öyle olmuştu 🙂 Çok kere duymuştum ve almaya fırsatım olmamıştı.
   Kitap bir çırpıda okuyup bitirebileceğiniz bir üsluba sahip. Yazarın diğer kitaplarındaki üslubu nasıl bilemiyorum ama bu gayet akıcıydı. Mektup tarzında oluşundan dolayı ayrı bir sevdim. Çünkü bilen bilir mektuplaşmayı çok seviyorum. Mektup yazmak ve okumak gibisi yok 🙂 Şöyle de bir not bırakıyorum size;
   *Sevgili dost, bana mektup yaz!

                                     -Beyinsiz Adam-Yazıklar Olsun/Hakim TÜRKMEN

   Kitap çok çok güzel 🙂 Neden diye sorarsanız şöyle ki okurken güldüren ve güldürürken de düşündüren bir kitap. Ben okurken çok eğlendim. Çok sevdim bu kitabı.
   Bu kitabı da bir arkadaşımdan ödünç almıştım. Nerden de aldım arkadaş! Yakınıyorum çünkü kitaba mürekkep bulaştı 🙁 Ödünç aldım ya, sakınıyorum, el üstünde tutuyorum ya hani mutlaka bir şey olacak! Üzüldüm de biraz. Olacağı varmış… Daha da ödünç kitap almam 😀

                                     -Osmanlı’nın Kalbini Bekleyenler/Talha UĞURLUEL

   Talha UĞURLUEL’den bir kitap okuyun. Mutlaka okuyun! Harika bir kitaptı. Kitabın dış ve iç tasarımı oku beni diyor adeta. Onların dışında da her bireyin okuyup faydalanması gereken tarzda bilgiler içeriyor çokça.

 
 
 
 
Okuduklarım bu şekildeydi. Şimdi okunmayı bekleyen kitaplarımın fotoğrafını bırakacağım aşağı 🙂
 
 

 
 
 

     Hepsi de çok güzel değil mi? Sizce hangisinden başlamalıyım? Bir tavsiyeniz varsa yoruma bırakabilir misiniz? Ve tabi ki diğer kitaplar hakkındaki görüşlerinizi de merak ediyorum 🙂
    Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim 🙂
    Sevgiler <3 Hoşçakalın ~

 

ŞÜKÜRSÜZLÜK

Herkese yeniden Merhaba,
   Nasılsınız? Ne var ne yok? Umarım her şey yolundadır ^^
   Her şey yolundadırdan kastım tabiki her günün ve her ânın kusursuz olması değil. Çünkü bilirim ki her şey dört dörtlük olmak zorunda değildir. Olmaz da zaten. Olsa da imtihandır. Olmasa da öyle…
  Hayatımızda her şey kusursuz olsa ne? Olmasa ne? Şöyle bir bakınca ‘insanoğlu’ diye bir kavram beliriyor zihnimde. Ardından nankörlük. En ufak bi olumsuzluk olsa, bütün güzellikleri ve yaşadığı mutlu günleri silip attıracak bir nankörlük. O güzel günleri hiç görmemiş ve yaşamamışçasına… Sonra bir isyankarlık ardından.
  Ne oldu? Yaşadığın ve o ardında bıraktığın güzel günleri ne çabuk unuttun? Neden bu körlük?
  Yaşadığın şey ağır gelmiş olabilir. Muhtemelen nedenlerinden biri de budur. Ancak geçerli değildir bu neden. Biliriz ki insan denilen mahlukun – eşref-i mahlukât ve esfel-e safilîyn olan – her zaman bir bahanesi vardır.
   Ben bilirim ki insanın başına ne gelirse şükürsüzlükten gelir. Tecrübeyle sabitlemeye falan gerek yoktur bunu. Herkesçe de bilinir zannımca.
   Lakin insanoğlu işte. Muhakkak kabullenmeyecektir nankörlüğünü ve şükretmekten aciz olduğunu. Ama şükür ki bu kusurumuzu bile affedecek kadar merhametli bir Rabbimiz var. Sonsuz şükürler olsun. Şükretmeyi unuttuğumuz, nankörlük ettiğimiz ve isyankar davrandığımız her an bizleri uyaran bir Rabbimiz var. Şükürler olsun. Elhamdulillah.
   Bunları neden mi yazdım? Bilmiyorum… İçimden  geldi.
  Ve şunu da belirtmek istiyorum ki buradaki her cümleyi, noktasından virgülüne kadar her birini önce kendi nefsim için yazdım. Sonrası da bana hak verenler için sadece bir hatırlatıcı 🙂
  Rabbim şükretmeyi bilen kullarından eylesin bizleri.
  Musmutlu,huzurlu ve bolca şükrettiğimiz güzel günlerimiz olsun InşaAllah.
   Sevgiler ♡

İzledim

Herkese merhaba,
Vize dönemini atlatmış öğrenci olarak ya kitaplara sararım ya da filmlere ki bu sefer filmleri tercih ettim. Çünkü vize döneminde bolca kitap okumuştum 🙂
Bakalım neler izlemişim :’)

                                                ASSALAMUALAİKUM BEİJİNG

   İlk olarak Assalamualaikum Beijing adlı filmi izledim ki beğenmeyip olumsuz yorum yapanların aksine çok beğendiğim. Sadece çok hızlı gelişti her şey. Onun dışında herhangi bir kusuru yok. Bunu kusurdan sayarsak tabii. Çünkü olayların hızla gelişiyor olması izleyici çok sıkmamak açısından gayet iyi bir şey. Genel olarak bakarsak ben sevdim ^^ Sanırım sevmemin nedenlerinden biri de Endonezya yapımı bir film olması 🙂
   Konusunu merak edenler ve izlemek isteyenler için buyrun Tık-tık

İkinci olarak da,

   
                                                                       HEİRAN

  Heiran İran yapımlı bir film 🙂 Uzun zamandır izlemek istediğim bir filmdi. İzlenecek filmler listeme bir sene öncesinde eklemiştim. Ancak vakit bulup izleyebildim. Film günümüz filmlerindeki ya da dizilerindeki cıvık ve yapmacık aşkların aksine saf,temiz ve masum bir aşkı konu alıyor. Çok zarif çok naif…
Ancak filmde beğenmediğim birkaç husus da yok değil. İzlerseniz belki aynı hususlar sizin de dikkatinizi çekecektir. Genel olarak güzel bir filmdi. Daha çok İran yapımlı filmler araştırmaya başlayabilirim hatta. Konuları ve işleyiş şekilleri gayet başarılı bence.
İzlemek isteyenler için buyrun Tık-tık
Şimdilik sadece bu ikisini izledim. Aranızda izlemiş olanlar varsa yorumlarınızı bırakabilirsiniz 🙂 Şayet sizlerin de filmler hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum. Ve bir de bana önerebileceğiniz filmler de varsa yoruma bırakabilir misiniz lütfen :’) Teşekkürler ♡
Hoşçakalın ^^
Sevgiler…